30 Eylül 2011 Cuma
islâm’ın içten ve dıştan bin bir türlü fitne ve fesatla kuşatıldığı zamanımızda bir çok Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif mücadele kaçkını sümsük, pısırık ve hain mizaçlar tarafından insanları pasifize etmek, mücadele ve cihad dan uzaklaştırmak, ümitsizlik ve yeis aşılamak için kullanılmaktadır.
Bu Hadis-i şeriflerin en çok kullanılanlarından biri de: “Islam garib olarak başladı, garib olarak dönecektir. Ne mutlu gariblere” Hadis- i Şerifidir.
Lâfzen de bakıldığı takdirde görüleceği üzere bu hadis-i şerif müminler için açık bir “Müjde”dir; Hadisin sonunda ki “Ne mutlu gariblere” işte bu müjdenin ifadesidir.
“Mehdi” mevzusunun son günlerde sıkça tartışılmasına mukâbil bu Hadisi Şerif’in “mehdi kimdir?” sorusuna lafzen, mânen ve ebced tevafuku olarak bir çok cihetle verdiği cevabı, selim
zevk ve idrak sahibi müminlere “sırların letâfetini zedelememek” için Islâm âlimlerinin yorumları ışığında arz ediyoruz.
Imam rabbani Hazretlerinin Mektubat adlı eserinin 261. mektubundan:
“Allah resulü bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur. “Ümmetimin en hayırlısı başta ve sonda gelenlerdir. Ikinsin arası bulanıktır.” Evet, bu ümmetin sonda gelenlerinin sayıları çok az olduğundan nisbetleri yücedir. Ortada gelenlerin sayıları çok fazla olsa da nisbetleri bu denli yüce değildir. Herkesin bir kemiyet birde keyfiyet tarafı vardır. Ancak bu ekalliyet- azlık nisbeti sonra gelenleri yüksek derecelere ulaştırmış öncekilere benzemelerinisağlamış ve onları müjdelenenlerden kılmıştır.Allah resulü bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur. “ Islam garib olarak başladı, garib olarak dönecektir. Ne mutlu gariblere” bu ümmetin sonunun başlangıcı âhirzaman- Allah resulünün âhirete irtihalinden sonra ikinci binin başından itibarendir. Zira bin sene geçmesinindurumların değişiminde büyük bir hususiyeti ve kâinattaki değişikliklerde güçlü bir etkisi vardır. Bu ümmetin dinindedeğişiklik ve nesh olmayacağı için ilklerin nisbeti önceki tazeliği ile sonra gelenlerde zaruri olarak tezahur etmekte, böylece de ikinci binde şeri’at güçlenmektedir. Isâ’nın ve Mehdi’nin bu bin içinde bulunması da bu iddianın doğruluğunu gösterir.”
Hicri takvime göre ikinci binin başlaması Büyük Doğu- IBDA tarih muhasebesi açısından “Aşk vecd ve hâkimyet çağımızın” sona erdiği tarih olarak işaretlenen Kanûni devresine tekâbül eder. “Beş asırlık tarih dilimimizle birlikte içinde bulunduğumuz çağın nabzını yakalayan ve ideali aramayla toprağa bağlana arasında bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nisbetle heykelleştiren adam!” Mânâsının mâliki olarak Üstad Necip Fazıl Kısakürek Hicri 1399-1400, miladi 1979- 1980 miladi (1) sene aralığında K.Salih Mirzabeyoğlu’nun Akıncı Güç ile çıkışını “ MÜJDELERIN MÜJDESI” olarak takdim etmiştir. Aynı hadisi Ömer Nasuhi Bilmen merhum şu şekilde tercüme etmiş ve açıklamıştır:
“ Şüphe yok ki, Islâmiyet garip olarak başladı yakın zamanda da böyle başladığı gibi bir hale dönecektir. Artık ne mutlu garib olanlara!”
“Izah: Islamiyet güneşi doğmaya başladığı zaman bütün cihan delaletzulmetleri içinde idi. Bu kutsi güneşin ziyaları bidayeten etrafı yavaş yavaş aydılattı, derken bir çok taraflar nurlar içinde kaldı. Son zamanlarda da bu ulvi nura makes olanlar azalacak, fakat bu nuri ilâhiden müstefit olanlar nasıl ki bidayeten az iken gitgide çoğaldılar. Nihayetinde de böyle hayırlı bir tahavvülünvücuda gelmesi eltafı ilâhiyeden memûldur.(1)
Merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocamız da çoklarının aksine bu hadisten ümit verici neticeler çıkarmakta Islamın başlangıcı gibi nihayetinin de parlak olacağını haber vermektedir.
Bediüzzaman Hazretlerinin has talebelerinden, Kastamonu’nun Âlim vekâmil zatlarından Mehmet Feyzi Efendi’nin bu hadisi yorumu bizatihi IBDA’nın mâna ve hüviyetini doğrulayıcıdır. Mehmet Feyzi Efendi bu hadisin yorumunda şöyle der:
“Bu Hadis-i Şerifte geçen “garib” kelimesi, “yalnız”, “kimsesiz” ve “yabancı” olarak anlaşılarak bazılarınca Müslümanlara ümitsizlik aşılanmaktadır. Şöyle ki: “artık Müslümanlar garib duruma düşmüştür, bir daha düzelmez boşuna uğraşmayın, gemisini kurtaran kaptandır vesaire” denilerek suretiyle Müslümanlara ye’s verilmek suretiyle gayret ve çalışmadan engellemektedirler.
Halbuki, bu Hadis-i Şerif, fıkhî bir konuda vârid olmamıştır; hakâikle ilgili vârid olmuştur. O hâlde “garib”
kelimesini, fıkıh ıstılahına göre “yabancı”, “kimsesiz”, “vatanından uzak olan” gibi mânâlara değil, hakikat ıstılahına göre anlamak lazımdır. Hakikat ıstılahına göre “garib”: “Emsali içerisindeeşi benzeri bulunmayan” demektir(bedi, ibda ile aynı mâna da). Nitekim Mevlâna Hazretleri “Güneş” için “Garîb” kelimesini kullanmaktadır. Güneşin neresi garîb? Yani Güneş, gökyüzünde diğer yıldızlar arasında eşi benzeri bulunmayan bir yıldızdır demek istemektedir. O hâlde yukarıda zikrettiğimiz Hadis-i Şerifi de
böyle anlamamız Müslümanlar için, onlara ümit vermek için daha uygundur. Yani, Islâm dinî, diğer dinler arasında
eşi benzeri bulunmayacak, emsalsiz ,bir şekilde ortaya çıkmış ve eşi
benzeri bulunmayacak, emsalsiz bir şekilde devrini tamamlayacaktır.”
Demek ki, eşi benzeri bulunmaz, benzersiz bir şekilde başlayan Islâm
Dinî, sonunda başladığı gibi, eşi benzeri bulunmayan, emsalsiz bir şekilde dâiresini tamamlayacaktır. Yani dâirenin başlangıç noktası ile bitiş noktasının ittisali parlak bir şekilde noktalanacaktır.
Önümüzde Islâm Dinî için çok parlak bir devre olacaktır. Onun
için ümitsizliğe düşmek değil, bilakis büyük bir şevkle o devre hazırlanmalıyız.
Hadiste “dönecek” fiili kullanılmıştır. Zaten zaman düz hat şeklinde değil, dâire şeklinde cereyan eder. Dâirenin çemberi ise merkezden eşit uzaklıktaki noktaların yan yana gelmesinden
oluşur.”(2)
Bedi’: Eşi benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan. Garîb. Acîb. Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen.
Icad edici olan. Hâlık ve Hallak-ı cihan olan beğenilen. Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan. Sözün garib ve güzel olması… BEDI’’: IBDA…(3)
Lafzen ve mânâ cihetiyle ‘Garib’in bedi İbda mânâsı görüldükten sonar edcet cihetiyle Hadis-i Şerifin Arapça metninin
sonundaki, “Fetûbâ lilgurebâ” “Gariplere müjdeler
olsun” ibaresinin ebced karşılığı:
98+1265=1363=364’e denk gelir.
“364;
Mehdi Mirzabeyoğlu:
62+1302=1364” (4)
Lafzen mana ce ebcet cihetiyle tevavuğun ne anlama geldiğini öğrenmek için Saidi Nursi Hazretleri ne kulak verelim:
“Malumdur ki, tevâfuk ilm-i cifrin anahtarlarından mühim bir anahtardır.Eğer bir tevâfuk ise, delâlet denilmez;
fakat hâfi bir îmâ olur. Eğer, iki cihetle aynı meseleye tevâfuk gelse, îmâdan remiz derecesine çıkar. Eğer, iki-üç cihetle aynı meseleye gelse işaret olur. Eğer meâni-i elfâz işârât-ı
harfiyeye münâsib gelse ve işaretle bahsedilen insanların ahvâli o mânâya mutabık ve muvafık olsa o vakit delâlet derecesine çıkar. Eğer, altı-yedi vecihle tevâfukla beraber, mânâ-i kelimât,
işaret-i harfiyyeye muvâfık gelse ve muktezâ-i hale de mutâbık olsa, o delâlet o vakit sarâhat derecesine çıkar. (5)
K. Salih Mirzabeyoğlu, bütün ahvâli; hayatı eserleri ve çilesiyle
“zevken idrak” ve “selim akıl” sahipleri için “Müjdelerin müjdesi”dir.
Notlar:
1. (Ömer Nasuhi Bilmen, 500 Hadisi
Şerif, 62)
2.(Musa Özdağ, Mehmet Feyzi Efendiden
Feyizler,C1, S.165-170)
3.(Salih Mirzabeyoğlu, Istikbal
Islâmındır, S.37-38)
4.( Salih Mirzabeyoğlu, Furkan-Lugat-
ı Salihûn, S.443)
5.(Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i
tasdik-ı gaybi, S.141-142)
Mehmet Şakir
Mehmet Şakir
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
